KİTAPLARIMIZ

"SOL" SİNYAL

roman, 2020

Kitabın kahramanları iki kamp-karavancı. Önce şu soruyu soruyorlar: Kampçılık nerede başlar ?

Sonra yanıtı üzerine düşünüyorlar: Kampçılık, hiçbir yerden başlamaz. O bir "ide"dir, her an vardır, hep kapının önündedir. Önce hayaller, sonra yol tasarımları; olmadı baştan devinimleri…

Ardından yol boyunca bir başka soruya takılıyor kafaları: Bu dünyada nasıl yaşanacağına kim karar verecek? Kültür mü; eğitim mi, yaşamın rastlantıları mı?

Bu kavşaktan felsefeye dalıyorlar, düşünmeye çalışıyorlar; okuyorlar, anlamaya başlıyorlar… Neyi mi? İşte sizlere onu anlatmaya çalışıyorlar.

Sonra… Sorgulama-dinine kayıt yaptırıyorlar. Ancak hemen sonraki kavşakta bunun bir din olmadığını anlayıp, bir öteki sokağa sapıyorlar.

Sonuç olarak roman; düşünmenin yöntemi üzerinde [ağır aksak] derinleşmeye çalışırken, “esas”ı elinden kaçıran iki şaşkının, çalkantılı-sancılı-trajik ve hem de oldukça komik öyküsü…


SANKİ İKİ MEYHANE BİTİRMİŞTİLER

öykü, 2020

Faruk Haksal'ın akıcı ve muzip dili kitaplarını kolay okunur hale getirirken, bildik öykü-roman formlarının içine sığamadığından, okuyucuyu zaman zaman zorlayabiliyor. Yazarın karakterlerinin içine kurduğu “sorgu odaları” edebiyat formları ile değil, yaşam formları ile ilgileniyor.

Kitaplar gibi okuyucular da türlü çeşit şüphesiz. Bir kitabı elimize almak, yolculuk için bir bilet almaya benziyor sanki. Şehir içi bir otobüsten birkaç durak sonra inebilirken, bir gemi yolculuğunda sonraki limanı ufukta aramalı insan. Haksal’dan belediye otobüsü bileti almak neredeyse olanaksız, yazarımızda sadece gemi biletleri var.

Yazar "Sol Sinyal”de olduğu gibi bu öykü kitabında da insanların, sokakların, evlerin, meyhanelerin arasından, okuyucusunu koluna takıp, düşüne-söyleye yürüyor. Kimi sokakta hızlanıyor öyküler, kimi evde yavaşlıyor, kimi meyhanede zamanı da mekânı da çok gerilerde bırakıyor. Öykülerinde karakterler olayların içinde biçimlendikleri kadar, soruların hamurunda pişiyorlar. Ama karakterler ister kafaları dumanlı olsun, ister süt gibi berrak hep bir şeyin peşindeler, o da: “Aydınlanmak!”


3 GRAM ERDEM 5 GRAM AHLAK

öykü, 2021

Bir düşünür şöyle diyor; “Bir yazarın üslubu, onun nasıl düşündüğünün, onun düşüncelerinin temel doğasının ve genel niteliğinin tam bir dışa-vurumu… [olmalıdır]

Benim ise sadece iki-çift sözüm var; onu zihnimde fokurdayan üslubun içine döşedim, öykülerin içine gömdüm…

Çünkü düşünce süs kabul etmez; önce sırıtır, sonra eğrilir ve adrese teslim bükülür.

Derinlemesine duyarlılık ise, kendi içindeki sıvı maddeleri düşüncesiyle kurutur, durular; ak-pak olur.

Geriye kalanın tümü vitrin malzemesidir; eskilerin deyimi ile, “kikirik” bir edebiyat çöpüdür.

Hepsi bu kadar.